HER GÖZYAŞI KENDİ MUCİZESİNİ DOĞURUYOR

Hava kararmaya başladı.

İnce bir sis tabakası şehirdeki tüm park halindeki arabaların, yürüyen adamların, göz kırpan kedilerin, kurumaktaki çamaşırların, çürümekteki çöplerin, ağlamaktaki kadınların, uyuyan damların üzerine çöktü. Yağmur yağarsa herkes bir ağızdan söylenir.

Aniden gök gürledi.

Yağmur kuşkusu çizgilere basmadan yürümeye çalışmayanları, yaklaşmakta olan otobüste boş yer var mı diye sorgulamayanları, evlerinde yemek pişirmekte olmayan kadınları, televizyonun karşısında reklamları izlemeyen adamları, hararetli ve seri bir şekilde sevgilisine mesaj göndermeye çalışmayanları ilahi bir mesaj gibi gökyüzüne yöneltti. Şemsiyeciler birazdan köşe başlarında belirir.

Toprak kokusu şehre yayılmadı.

Mezarlıklarda, parklarda, saksılarda, kırılmış kaldırım taşları altından görünen son topraklar şehri efsunlamaya yetemedi. Ben evimdeydim, istesem de bu kokuyu alamazdım. Sen uzaktaydın, oraya yağmur erken varmıştır ve kömürle karışık bir koku şehri çoktan sarmıştır.

Sırtım ağrıyor, uzanalım mı?

Dedim. Dedim ama sen sessiz kaldın. Elimi soluma uzattım; dürtmek için seni. İlgini çekebilmek, dikkatini bana yoğunlaştırmanı sağlayabilmek için. Ne büyük boşluk, düşüyorum; tutunduramazsın. Yoksun, oysa tüm kedileri kısırlaştırdı dul kadınlar; sevgimi verebileceğim tek yavru kedisi sensin ömrümün. Camdan düşmedikçe ya da kumun kirlenmedikçe fark edemez oldum seni. Neredesin? Nereye gizlendin?

Başka birini sevebileceğini hiç düşünmedim aslında.

Yanıltmadın sen de beni. Konuşursam isyan çıkabilir, katil kaçabilir, deprem olabilir. Susuyorum, anladın neler demek istediğimi. Mutlu ettin, teşekkürü borç bilirim.

İnsan her gün böyle kekelemiyor.

Etkisi var elbette yaşanmışlıklardan kaçmaya çalışmamın. Ama sesim titrer sesini duyduğumda, bu kadar aradan sonra. Gülümsüyorsun ne hoş, heyecanın da var, muhteşem. Sebebi ben olayım isterdim. Oysa sen de her insan gibi yaşamaya çalışıyorsun, becerebildiğinde de seviniyorsun.

Ne bekliyordum ne buldum, bu gerçek olamaz.

Gördüğüm yerde seni, taş olursam diye korkuyorum. Ne yeminler ettim, olmayan tanrıları şahit yazdırdım. Bir daha hiç ağlamayacağım, bir daha hiç sevmeyeceğim onu dedim. Saçlarımı ve tırnaklarımı uzatacağımı, yeni bir hayata balıklama atlayacağımı filan iddia ettim kendi kendime. Bir ömrün geri sayımındaydım ve inan bana çok karmaşıktım.

Oysa çok mutluyum,

Ağzımdan güzel sözcükler çıkmaz.

Oysa deli gibi heyecanlıyım,

Yazdıklarıma yansıyamaz.

Oysa bilinçaltıma yerleşmiş bir perşembe idi,

Yeniden var oldun, inanılmaz.

Oysa çok mutluyum diyorum ama siz yine de:

Kederleri dinlediniz, kolay kolay unutulmaz.

MUSLUK TAMİR EDEBİLEN BİR KADINIM, BANA SEVİLMEK YAKIŞMAZ

Kavga etmekten çekinmez sokak köpekleri

( Birbirimizi koklayarak anlayamıyoruz ki niyetimizi.)

 

Çok çabuk dağılıyor tutunduğum doğrular.

( Ne bu saçlar uzar ne bu şehir yıkılır.)

 

Tüm insanlık ölse de balinalar filan yaşasa dedim.

( Ne gülüyorsunuz, ciddiyim.)

 

Ivır zıvırla geçirilmiş günlerimiz hesap sorarlar şimdi.

( Pişmanlık eksik cümlelerimizin içerisinde.)

 

Penguen olsak daha mı mutlu olurduk dersin?

( Dökme fincanın dibindeki kahveyi, içiyorum.)

 

Üzerime geliyor kaçmaya çalıştıklarım.

( Unutmak diye bir şey yok, olamaz, sanmıyorum.)

 

Garip şarkılar var hep benzer mekânlarda çalınan.

( Bugün cumartesi, biraz daha uyuyalım, aldırmayalım.)

 

Bir gün bir şarkıya eşlik ettiğini görmedim.

( Her halini bilmemle övünürdüm oysa.)

 

Gürültülü arabalar geçiyor dar sokaklardan.

( Bunun adı yankı, hayatımızı çalkalayan.)

 

Ağzımda pas tadı bıraktı şarabın abartılmış tarafları.

( Kadehi devir, tekerrür etsin anılar.)

 

Tüm inşa ettiklerimi yıkıyorlar.

( Acımıyor artık emek harcanmış şeylere insanlar.)

 

Düşüncelerimi derimin altında gizleyemez oldum.

( Her yerimde tomurcuklanıyor yaralar.)

 

Mutsuz olsam işaret beklerdim bir intiharın startı için.

( Mutlu da değilim ama idare edebiliyorum gündelik koşularla.)

 

Bu koşullarda daha fazla duramam burada.

( Ölmüyor erken ölmesi gereken kişiler.)

 

Havai fişeklerinle göz yormaktan başka işe yaramıyorsun.

( Güzel tüylü erkek kuşlar gibisin, dişisini etkilemeye çalışan.)

 

Bir zavallının söyleyemediklerinde buldum seni.

( Her elemede aynı role güvenen figüransın.)

 

Rüyalarım var, tahtından indiremediğim seni.

( Oysa aşıktım ben, seviyordum seni; bilmediğinden bunu hastalık sandın.)

 

Pazara gidelim, bir tavuk alalım.

( Bir tavuk alıp anılar ambarına salalım.)

 

Yüzyılın tüketicisi ünvanı bu sene sana geliyor.

( Alkışlar hak etmediği sevgilerin kemiklerini sıyıranlar için.)

 

Bir dakikalık saygı duruşunu hak ediyordu bu ilişki.

( Ama sen zaman kaybetmemekte ısrarcı ve yalancıydın.)

 

Ayıp olur söyleyeceklerim, o yüzden susuyorum.

( İnan bana deniyorum, beceriyorum da; galiba.)

HER OKUDUĞUNA İNANAN BABAANNE GİBİ BAKIYORDUM GÖZLERİNE

Yankılı kahkahasıyım kâbusların.

(Bugün Perşembe, hava biraz bulutlu, saatler geçimsiz.)

 

Daha çok üzülürsünüz, gereksiz sevişmişlikleriniz yüzünden.

(Tarihin tekerrürü bu, aslında aynı boku 18 iken de yemiştiniz.)

 

Bazı günler kanalizasyona karışıyor uykularım.

(Yoğun likittir gözyaşları sıçanların.)

 

Renklerini kaybetmiş ihtiyarlara saygı kuşağında bu hafta naftalin konuğumuz olacak.

(Hatıraları zehirli ölümlüler tanrılık yarışında ağır bir yenilgi aldı.)

 

Senin balonun uçamaz çocuk, hayal gücü zayıf yalanların.

(O ağaca çıkamayacaksın, o topa vuramayacaksın diğerleri gibi.)

 

Bana yazılmış şiirler de vardı ama bilemiyorum kaç asırlıktı.

(Kimsenin beni sevdiğine inanamadım, senin yüzünden belli ki.)

 

Tel zımba tutturmaz saman kâğıt aşklarımızı birbirine.

(Yalan yağların suyumun üzerinde yüzüyor, karış yalvarırım bana.)

 

Sen bir perişansın yoğun otobüs güzergâhlarında ısınmayı deneyen.

(Hepimize yutturduğun aynı hapmış; bebe aspirininden bozma.)

 

Bol kahve lekeli koltuk beni kucakladı.

(Seni özledim dedi, diğerleri senin gibi değildi.)

 

Rüyalarımda inandırıyorum kendimi beni sevdiğine.

(Koltuk da bunu onayladı, olsam olsam rüyayım şartlandırdığın kendini dedi.)

 

Çekmecesizlik karmaşasına denk hayatlarımız.

(Ütüsünü bozuyorsun karmaşık kadınlarını üzerime yıkarak sevdamın.)

 

Oysa iyi insanlarız, çevremiz kötü.

(Bir dağ başı bile kopartamaz bizi pisliğimizden.)

 

Önce yumurtaya sonra yalana buladın beni.

(Lezzetsizim, içime sevgini katmadın.)

 

Köşesiz konuşmalarımızda hep bir yalan korkusu.

(Korkuyorum daha fazla sevgi beslersem eritirim kalıbımı diye.)

 

Ben küçük bir kadınım içine girdiği adamın şeklini alan.

(Kimilerine göre karaktersizlik, kimilerine göre uyumdur bu dediğim.)

 

Kat izi bıraktı sevdan atardamarlarımda.

(Bazen kalbim tekliyor, kusuyorum; geçiyor.)

 

Yapay olmayı beceremeyen bir robottum gençken.

(Düşündüm de beni sevmen için hiç çabalamadım.)

 

Bir gülüşün vardı öpüşüne ağabeylik eden.

(Duldur şimdi penceremdeki tüm çilek çiçekleri.)

 

Keser atarım gerekirse paslı teneke ümitlerimi.

(Her bıçak yine bana saplanıyor.)

 

Yatağında uzun koyu saçlar, yastığında anlamsız tuz gölleri.

(Bugün bir adam gördüm sana yine hiç mi hiç benzemeyen.)

 

Yirmi sekiz dişimi gösterecek kadar büyük güldüm.

(Kırmızı ruju yakıştırmazdın sen bana, şimdi hatırladım.)

 

İçimde kalırdı söylemeseydim.

(Bir itiraf saati yaşacağız seninle, gecelerimizi karartacak cinsten.)

 

Hesabını sormayacağım, yorulmayacağım, alışacağım.

(Yine seni seviyor olmanın alışkanlığıyla uyuyacağım, bol rüyalı.)

 

Kim ihtimal verirdi böylesi cümlelere, hele ki sen, hele ki ben; öyleyken…

(Böyle.)

MANTAR BİRİKTİRİYORUM, SANA YİNE TREN YAPACAĞIM

En çok ben üzüldüm ama ilan edilmiş bir husumetimiz yoktu.

( Bir aşkın ispatı değildir yalan yanlış gözyaşları.)

 

En berrak günlerimde iç karartan apartman boşluklarını anar yaralanırdım.

( En büyük düş kırıklığısın boşa geçmiş zamanlarımın.)

 

Ben bu fotoğrafa geçmiş zaman yalanları adını taktım.

( Sen olsan ne gençmişim ve de yakışıklı derdin.)

 

Asansörleri kesilir bindiğim tüm elektriklerin.

( Ters giden bir şeyler var hayatımda.)

 

Bir başka yanık saça dokunamayacak artık ellerin.

( Korkma, henüz ölmedim; ölemeyeceğim.)

 

Öğürürsün dumanlarında sevişmeler sonrası sigaraların.

( Hassas değildi kalbin miden kadar.)

 

Elinde çiçeklerle Rapunzel kuleme tırman.

( Nefes darlığıdır tüm kavuşmaların bedeli.)

 

Zamansız çalan telefonların hep bir aldatma belirtisi.

( Beni yorardı umursamazlığın kaç kadın ağlattın?)

 

Kapkaça uğrayan kız çocuğu gibi kalbim.

( Diz kapaklarımın parçalanması değil çorabımın kaçması önemsediğim.)

 

Gördüğümde seni, asfalt kucaklayacak beni.

( Düşmemem için tutardın, uçmayı beceremedim ki.)

 

Aynı rüzgarda ellerimiz üşüyor, ısıtamayız birbirimizi.

( Uzak artık bana sırtıma batan göğüs kılların ve çıplak kalamayışların.)

 

Sen duvar dibine kıvrıl hatıralarımızın.

( En çok ben düşündüm, en çok sen üşüdün.)

 

Beni bir başkası özlüyor, üzülmüyor musun hiç?

( Bilmem farkında mısın, uzun zaman oldu görüşmeyeli.)

 

Elbette yazacağım, çekip gitmedin mi sanki?

( Bu sefer geri dönüşü yok demek bana düştü.)

 

Hepimiz üzüldük, denize bakmazdı pencereleri evlerimizin.

( Tren var aramızdan geçen, uzun ve paslı bir tren.)

 

Yarım saatte bir mola veren top keksiz bir otobüs gibisin.

( Ne bırakıp gidebiliyorum ne rahat edebiliyorum.)

 

Beni sevdiğini -yarım yamalak- duymayı özledim.

( Yazıların söz veriyordu, kahramanı değilmişsin hikâyelerinin.)

KENDİNE ÇOK BENZİYORSUN HAYALLERİMDE

Sen pavyonlarımın assolistisin.

( Konsomasyona çıkmaz ki taşra delileri.)

 

Yol kenarında biriken çamurlu sular benim gözyaşlarımdı.

( Sen yine durmaksızın benden kaçıyorsun üzerine sıçramayayım diye.)

 

Bir perşembe gelecek ve sen bana döneceksin

( Hiçbir günün özel bir anlamı yok oysa bizim için.)

 

Hatıralarım gerçekliğini yitiriyor.

( Sanki altı parmaklı bir aşk tanrısıydın.)

 

Bu filmleri birlikte izlemiştik, ben ağlanacak yerde ağlamıştım.

( Senin yanında hiç sarhoş olmamamın gururunu bir madalya gibi taşıyorum.)

 

Belediye anonsları kulaklarımı tırmalıyor, kalbim zarsız ve zararsız.

( Yeni bir okul açılmış, kapısından hiç geçmeyeceğimiz.)

 

Sadist çocuğun tekiydin camıma kan atan.

( Kantopunun içine morarmış gözaltlarını gizlerdin.)

 

Peygamberine ihanet eden ilk hainimsin.

( Beni unutman pek de önemli değil cemaat arasında.)

 

Sonbaharda söner kandilleri ölülerin.

( Mezar taşlarımız çok uzaklarda ve ruhumuza mastika.)

 

Melek de olabilirdim cinnet geçirmek yerine. 

( Kavga sonrası sevişmelerimiz de olmadı hiç.)

 

Balıkların solungaçları ne kadar da kırmızı.

( Nefreti soğumamış, öleli çok olmamıştır.)

 

Bir kumbarası daha kırıldı çocukluğumun.

( Tedavülden kalkmış tüm belkilerim.)

 

Elma dişler gibi dişliyorum dişlerini.

( Portatif sevdiğimsin delik kalbime sığdırabildiğim.)

 

Hangi şehre gitsem oranın yerlisiyim.

( Kimse bana neden diye sormuyor hüzünlendiğimde.)

 

O şehri benden başkası sevemezdi.

( Yitirdiğinde hatıralarını sen de anlayacaksın.)

 

Seni benden başkası sevemezdi.

( Bunu benden kurtulduğun bir kürtaj sonrası algılayacaksın. )

 

Bir cımbızın kalmış çantamın derinliklerinde.

( En dikenli kaktüsüsün kâbuslarımın.)

 

Geri veremem, paylaşamam da bırakmak zorunda kaldıklarımı.

( Mutfağa sessizce gelme, tüm bardaklar ziyan olur.)

 

Keşke daha çok fotoğrafımız olsaydı.

( Sen sevmeyi bile ertelemiştin oysa beni.)

 

Düşünmekten ve düşünmemekten zaman bulamıyorduk yaşamaya.

( Aynı kadroyu yeniden toplasalar bir daha varım.)

 

Sen vardın ben vardım bir de diğer insanlar vardı.

( Benim cennetim çok tozlu ve kırık fayanslıydı.)

 

OMUZUMDAKİ HATIRANI FARK ETMİYORLAR

Üç bacaklı kedinin kalbime saplanmış kesik bacağısın.

(Ben güneşe ne zaman baksam bulutlar kaçışır.)

 

İnsan sevgilisini değil, sevdiğini aldatıyor.

(Bu cümlede kim maktul tanrı bile bilmiyor.)

 

Yağmur tüm günahkârların abdesti.

(Bazı adamlar bazı adamlara hiç benzemiyor.)

 

Bir daha beni öpersen çığlığım gözlerimi çatlatacak.

(Bağlanırsam diye korktum ama hemen avutuldum.)

 

Yokuş yukarı sevgilerin yokuş aşağı yuvarlanışlarıyım.

(Yağmur yağmasaydı kalbim yorulmazdı.)

 

Dişlerimi gıcırdatıyor, unuturken hatırlıyorum.

(Sokaktan bozacı geçse umurumuzda olmayacak.)

 

Dudağımı yaladım, eser miktardasın.

(Tuz, şekeri her zaman ezip geçti.)

 

Şeytantırnağısın çocukluk ellerimin.

(Küçükken de en çok kedileri ve annemi severdim.)

 

Kimi sevmiyorsam ondasın, korkuyorum.

(Senin daha çok benin vardı, onun daha çok elleri.)

 

Hatırana gözyaşı bulaştırdım, beni affet.

(Ama tam da ağlamadım, bir anlık gafletti.)

 

Hep gülerek anacaktım oysa seni, olmadı.

(Zevk nidaları boş evlerde yankılanır şimdi.)

 

Bir gün karşıma çıkıp keşke diyecektin.

( Defterime öyle yazmışsın ya da ben öyle anladım.)

 

Hatıralar her yerden fırlıyor. 

(Kapıları açabilecek anahtarlardan kurtulamadım.)

 

Neyi layıkıyla yapabildin ki beni öldürebilesin?

(Oysa o kapının arkasında ne sen kaldın ne de biz.)

 

Ayak tırnaklarım acıyor gidişlerini düşündüğümde.

(Bir acil servisin en dandik saatindeyiz ikimiz.)

 

Ben, ben demeden önce sen diyenlerdendim.

(Bencillik fışkırıyor ter bezlerinden.)

 

Bir adam var, kovarsa gidemem.

(Sen de vardın ve gidebilmiştim bir dönem.)

 

Bir adam var, kovarsam gidemez.

(Sana mı benziyorum ne istemeden?)

ÇOK SEVİLMİŞ SOKAK KEDİSİNİN PATİSİ CAMIMDA İZ BIRAKTI

Pislik herifin tekisin ve çok güzelsin.

Hastalıklı bir kadının aşık olmaması imkansız yani sana.

Gel, film izleyelim; memleketi kurtaralım.

Ben hayali gül bahçelerinde gezerim,

Sen benim için sinek yakalarsın.

Akşam olunca kasığına kıvrılayım.

Biraz daha yaşayayım seni,

Biraz daha yaşayayım.

Sonra zarf açacağıyla işlenmiş bir cinayet armağan et bana,

Asla unutamayayım.

BİZİ AYNI TANRI YARATMIŞ OLAMAZ

 Her yer tıklım tıklım kedi. Sidik kokusu sıfır, toprak yeşilden gözükmüyor. Her buluta bir uçak konmuş ve benim haydi dememi bekliyorlar bekleyenleri sevindirmek için. Tüm şaraplar ucuz ve güzel. Baş ağrısı sıfır, ülserden eser yok. Yağmur yağsa da dizlerim ağrımıyor. Geceleri öksürmüyorum, kimsenin adını sayıklamıyorum. Sürekli hafta sonunu müjdeleyen bir cumaya uyanıyorum. Güneş göz yormuyor, rüzgâr sersemletmiyor. Ya ölürse diye korkmuyorum kimse için. Ya giderse diye endişelenmiyorum da. Sevmeme ihtimalleri aklımın ucundan geçmiyor kimsenin beni. Biri gelip çat çat çat bıçağı saplasa karnıma, yanlışlıkla olmuştur; kötü bir niyeti yoktur diyeceğim. Tatlı bir baş dönmem var. Her şey çok net. Bu netliktir belki de başımı döndüren. Çok iyi silinmiş camlar gibi, kırıp içerisinden geçiyorum fark etmeden ve ettirmeden hayatların.  Her yer akasyayla karışık iğde çiçeği kokuyor. Domatesler ise kırmızı brandalar olmaksızın da kırmızı. Çok uzun yollar iki adımda bitiyor. Bitmesini istemediğim her anı sonsuza uzatabiliyorum. Sanki hiç aroması geçmeyecek bir damla sakızı gibi hayat. Ne tuhaf, kaçıncı kattan düşersem düşeyim ölmüyorum.  

 Sonra öpüyor beni adam. Anlıyorum ki rüyadayım.

 Sonra öpüyor beni adam. Kesinlikle uyanmamalıyım.

 Sonra öpüyor beni adam. Dili beni boğmaya niyetli.

 Sonra öpüyor beni adam. Elleri neden titrek ve terli?

 Sonra öpüyor beni adam ve

 Ve ben kaçıncı kattan düştüğümü sayamıyorum.

 Kulaklarımın arkası üşüyor, sabah oluyor. Ve ne öldürüyor ne de güldürüyor. Sadece süründürüyor işte. Yüzyıllardır süre gelen klişe.

DİKENLİ TELLERE KONAR GÖZÜ KÖR GÜVERCİNLER

 Rüyamda nasihat üzerine nasihat veren adamın serçe parmağı kopmuş, dün gece fark ettim. O adam ki, ismini söylemedi ve ismimi sormadı hiç. Yalnızdı, en az hepimiz kadar. Uykuya dalışları çok terli ve derin nefesli. Her gece beslediği kuşların kafasını öpen ve kendisini hiç mi hiç sevemeyen bu adam -rüyalarımın nasihatçısı, adını BOŞAGEÇİRİLMİŞÖMÜR koydum- “Bakma kopuk parmağıma.” dedi. “Bakma kopuk parmağıma, kulak karıştırmaktan başka işe yaramıyordu zaten. ”

YAŞLI KADINLAR ŞAŞIRMAYA MAHKÛMDUR, YADIRGAMA

 Unutma diyorum. Unutma…Biz de aynı boku yemedik mi zamanında? Neyi eleştiriyorsun ya da kimi? Sen de bir gün gelmişti ve ağlamıştın yanımda. Ben demirden bir heykelden daha soğuktum. Oysa her zamanki kadar güzeldin ama kalbimi yumuşatamıyordun. Rafın en arkasında kalmış ucu kırık fincan gibiydin o an benim için. Perdeleri çeker, yeni günü reddederdim. Ölürsem ölürüm, kimin umurunda olacak ki bu derdim. Kötü filmlerde bile ağlamamayı denerdim. Beceremezdim. Ama şimdi sana unutma diyorum, unutma! Biz de aynı boku yemedik mi zamanında?