GÖLGELERİ YARINA SAKLA

Kimleri affettiğimizi hatırla uzun yolların sarsıntılı uyanışlarında.

(Hatırlamak ve unutmak için harcanan çabaya sarıl, solu onu.)

 

Pişen bir şeylerin buharından hatırlayacağız kendimizi.

(Ellerin de riyakâr, bulaşıyor isli parmak izlerin huzuruma.)

 

Sen de üşü diye konuşuyorum, durmadan.

(Durursam ölmüşlüğüm yerleşecek hatırıma.)

 

Bir ıslaklığa oturmuşum gibi, kalkıp gitmek istiyorum senden.

(Tüm bu olanlar yetmezmiş gibi âşık olmak lüksüne erişiyorum.)

 

Gülümsüyorlar, oysa ağzımı açarsam görürler seni.

(Susuyorum, bozulmamalı yağmur ardına verdiğimiz sözlerimiz.)

 

Ama senin tenin de yalan.

(Anlıyorum gittiğini bana bıraktığın ağrıdan.)

  

Kalın kapaklarında biriken tozdan okudum seni.

(Kendini ele veren kâbuslarından doğdun martın bozuk bir gecesi.)

 

Kinimiz geçmedi, gittik, ölü hislerin evlerini yağmaladık

(Aşka yakalanmaktan kaçıyordun, seni gölgenden yakaladım.)

 

Bir tramvayla bölünür kavgaları tüm o bencil çocukların.

(Beni düşürmüştün bir gece ve başka ülkelere sıçradı yalnızlığın.)

 

Biliyorduk, bu yalnızca benim başıma gelirdi ve en ölümcülü aşktı.

(Serçe ellerin sekerken tenimde, ölelim istedim, kırılmadan önce.)

 

Kızıl çalılar, kırık atlar, yoksul papatyalar sardı etrafımızı.

(En uzakta, gizlenirdi hep yalnızlar kendi buruk kabuklarına.)

 

Kokumu bir başucu fotoğrafına gizledim.

(Beni özleyeceksin, hiç erişemeyecek gibi.)

 

Kurur içinden içinden o kırgınlar mayıs öncesi.

(Kimsenin bir şarkı kadar uzun ömürlü olamadı tek bir hecesi.)

 

 

Kendimizi külle eskittik, rüzgârlardan kalbimizi esirgedik.

(Kalk bana çürük taç yaprakları topla, yas tutmayı beceremedik.)

 

Ben de bir mevsimim, sadece yok bir adım.

(Bir gece yanlış bir ismimi sayıklıyordun, seni oradan tanıdım.)

 

Kırıktır onun dileklerinin mumları, devrileceğini biliyor.

(Yalnız sana sustum, senin ellerinde sırlarım, bileklerin çürüyor.)

YOKUŞ VE GELİNCİK

Mutsuzluğun sebebini de bildik ansızın gecenin birinde.

(Ellerin de yeminini bozup gitti, kimse çözemez artık o düğümleri.)

 

Boğazımı sıkar gibi kindardın geceleri.

(Ben bulutlara söyledim, sana yağmur dönsün.)

 

Çocuk gülüşmeleri yokken de güzeldir bazı bahçeleri şehrin.

(Geniş beyaz bir mermerin harelerinde, suskundur şimdi o kırık fıskiyeler de. )

 

Bana yorgun bir saksağanla göndermişsin mektuplarını.

(Kimse kibar değil senin kadar, zamansız vedalarda.)

 

Dur da azıcık, raylardan süzülen pişmanlıklara dalalım.

(Küflü, yeşil, loş ve nahoş gölgelerde gizlendik hep, biraz aydınlanalım. )

 

Bir daha denersem affedilmeyeceğim.

(Avuçlarımda yazıyordu, heceleyerek okudum.)

 

Bir sistir adın senin, kirpiklerimle dokunurum.

(Kimsesizdir huzurun, buğun ve gururun.)

 

Taşımaktan yorulduğun anıları bırak ayakuçlarıma.

(Avucumdan su içecek kadar güvendin mi ki bana?)

 

Hep bir şeyleri bırakmaya çalışır insan böyle zamanlarda.

(Sana tamamlanmamış sayfalarda bir aşk bırakıyorum, onu yargıla.)

 

Bir gemideyim ben, rüzgârlı ve mutsuzum, gidemiyorum.

(İçimde bir nokta ağlayamadıkça seni özlüyor geceleri.)

 

Hep aynı zamanı kolladı yaralar, bir hesapla bak.

(Cesaret ister bükülmüş bir dudağa gizlenmiş özürlere aldanmak.)

 

İstesem de kurtulamayacağım, çirkin bir adla lanetlenmiş gecelerim.

(Hiç de kendine has değil eski kadehteki yağlı parmak izlerim. )  

 

Gidiyorum, ne kadar gitsem de uzak; her yer senden çok uzak.

(Ağır aksak yürüyen bir evrenin bahçelerinde tetanosa yenik çocuklarız.)

 

Çalıların arasından çıkmış kan ter içinde, gözleri ve kalbi de çizik üstelik.

(Kimse sarılmaz onun küskün çocukluğuna mayıslarda.)

 

Ağlamak gibi gelir ve yersizdir ölüm.

(Dizlerindeki izlerde gizler o çığlığını hüznün.)

 

Beni gözlerinin yatağına, aldatıcı kelimelerinle bağla.

(Alnımdan fışkıran kanla temizlensin bulanık bilincimiz.)

KURŞUNU KIRIK KALEMLERLE BENİ ÖLDÜREBİLECEĞİNİ SANMIŞ

Geceye has diliyle tüm çirkinliklerinden arınıyor.

(Hep üşüyen kulakların çınlaması gibi iğrenç aslında kendisine.)

 

Binaların mermerlerinde çok çıplak ayakları.

(Koşuşturuyor, son atlıkarıncayı kaçırmamak için.)

 

Tüm damarlar belirgin, şakaklar öfkeli.

(Kendini bileyen bir öfkeden başkası değildi kâbuslarındaki sevgili.)

 

Dönerse birileri, yutkunmadan öldürebilmeli.

(Biliyor ki dudakları küskün ona kurak ölülerin.)

 

Orada ben varım, orada vapurlar var.

(Orada ben varım, orada bak tüm kainat ve inat.)

 

Orada her katili şehrin, denize bırakılmış.

(Bana tavşan niyetlerinden umutsuzluk sıçrıyor orada.)

 

Sırtındaki bir mayına basıyorum bile bile.

(Tek kurtuluşumuz bir trenin önüne atlamak değildi oysa.)

 

Sen varken kendime kızamıyorum.

(Seni seven kendimi sevemediğim de bir gerçek.)

 

Şimdi  karşınızda marmelat ve kuş tüyü.

(Yani diyorum ki, gel; göğsümde unutabilirsin çocukluğunu.)

 

Kapı aralarından bakıyor hırçın çocukluk ve çok kindar bir büyü.

(Sütümü içtim, yalanlarımı ortadan kırmadan yuttum, unuttum.)

 

Öyle bir şehir düşün ki akşamları tüm pencereleri buğulu.

(Kaçınıyorum öyleyse ben de büyük ellerle tokalaşmaktan.)

 

Neden birbirimizi kandırdığımızı hatırlayamıyorum.

(Sanıyorum ki bir şemsiyeye dolan rüzgar geride bırakmış beni zamandan.)

 

Düşündükçe kabuğumun içerisinde kuruyorum.

(Taze cevizlere dadanan kargalar gibi yüksel ve sal beni asfalta.)

 

Kendindin ve bu yüzden sevemiyorum şimdi seni.

(Bana uçları kırık fincanlar bıraktın yalnızlıklardan.)

 

 

Ellerinle sözlerinin altını çiziyor musun hala konuşurken, gülmeyeceğim.

(Şimdi yanıma uzan biraz, gözlerinin altını çizeceğim.)

YETERİNCE KARANLIKSA YALNIZ HİSSETTİRMEZ GİDENLER

Karşılıklı iki yokuş da karla kaplı, pembe görüyorum.

(Genişleyen derimin acısı hiç de tanıdık değil.)

 

Bak bu da başka bir ülke, gitme sen istiyorum.

(Gitmesen her şey daha doğru bitebilir belki.)

 

Sen havuzdaki bozuk paraları topluyorsun.

(Yapma çocuk, miden bozulur.)

 

Desensiz kumaşların sadeliğine dalıp gidiyorsun.

(Her an bir deniz yutabilir seni, yok olursun.)

 

Bazı gecelerin soğuk olur koridorları.

(Sen yine saçlarını tara, düzensizdir tüm uykular.)

 

Söyle, kim bölüyor saatleri eşitsizliklere?

(Tüm çitlerimin çivileri paslanıyor gittiğin gecelerde.)

 

Bir at düşün, iki başı olsun.

(Bir ad düşün bize, kimseye söyleme ne olursun.)

 

Tüm dalları çürük bu ağacın, inanma.

(Başka şarkı söylemeyeceğim artık yakamozlara.)

 

Kimsenin görmediği çatlaklardan sızıyor gözyaşları.

(Özümüzde iyi insanlar bile olabiliriz bu gece.)

 

Yanık kurabiye kokan fırınların önünden geçiyorum sabahın en solgun güneşinde.

(Sayıyorum, hep eksik kaldırım taşları bazı şehirlerde.)

 

Lokomotifleri gıcırdatan bir gidişin var gecelerde.

(Göz kapaklarım ağırlaşıyor, rengi değişiyor hecelerin.)

 

Ben sana kimsenin bilmediği bir yalan anlatıyorum.

(Aramızda kalsın tüm bunlar, bazen seni duyamıyorum.)

 

Ya her şeyi biliyorsak bitenler hakkında artık?

(Ya da bildiğimizden ötesiyse, bir düşünsene.)

 

Katiline ihanet edip başka ellerde ölüyor âşıklar.

(Beni bir kapı eşiği koruyor korkularımdan.)

 

Karelere bölüp de seviyordum yüzünün her köşesini.

(Bazen martılar da karga taklidi yapabilir.)

 

Üşüşüyor tüm kum tanelerine hayalperest böcekler.

(Ben peşimde midye kesiği ellerimi bırakıyorum, tut beni.)

 

Varsa yoksa akıntıya kapılmak olmuş tüm balıkların derdi.

(Derdim ki, dertlerim sanıldığı renkte değil.)

 

Metal soğuğu bir masanın üzerinde yatıyorum, kim ölü?

(Hepsinin mi katilisin yoksa sadece bana mı keskin ellerin?)

 

Kim ölü, öyleyse nasıl konuşuyorum?

(Olmayan adamların gölgelerine bıyık filan çiziyorum.)

 

Elimi hiç düşünmeden daldırdığım garip çukurusun bahçemin.

(Leylaklar ve zakkumlar kuru, kuru tüm bulutlar.)

 

İnançları yüzünden deliren insanlar tanıyorum.

(Ne büyük hata, gözüm kapalı inanıyorum.)

 

Gözlerindeki tüller ve tenindeki tüyler dalgalanmıyor sana dokunduğumda.

(Kimse böyle bir ana tanıklık etmemeli oysa.)

 

Sevdim, bu en derin kuyudur düşülen.

(İsilik olmaz ki kışın ortasında ölüler.)

 

Sordum, nedeni bilinir mi ki silinen isimlerin zihinden.

(Bazı isimler yoksunlukla anılır, bazıları hep farklıdır diğerlerinden.)

BAZEN PEMBE DE YAKIŞIR ÇATIK KAŞLI ADAMLARA

Derbeder oldum diye sonlandırabileceğim bir paragrafa giriş yapamadım.

( Yapamadığım onca şeyin arasında bu bir hiçtir.)

 

Koridorlar koridorlara bağlanıyor, irkiliyorum.

( Sedyesiz süzülen yarı ölüler görürler mi ki beni? )

 

Hep sabah olurdu, hep perdeler aralık kalırdı.

( Hep en zamansız zamanlarda gök gürlerdi, şehir bu, sus diyemezsin.)

 

Lüzumsuzdur plastik çiçekleri yol kenarlarının.

( Lüzumsuzdur, neden ben soruları, soruların sonlarına konan soru kıvrımları.)

 

Beyaza bürüyor çimento fabrikaları saçlarımı.

( Toz duman, her yeri talan, kapalı bir kutu içerisinde, bir köşede…)

 

Kuş tüyü de değil devrildiğim yastıklar.

( Olsa olsa camyünüdür durmadan kaşındıran.)

 

Ben boşlukları doldururken sen beni koruyacaksın.

( Kimdi düşmanımız, bilmiyoruz bile.)

 

Bir poşet içerisinde taşıyamazsın keskin kılıçları.

( Anılar sağa sola saçılır, küflenir huzur.)

 

Öyle bakarsan gözlerim kararır.

( Aydınlatamam ağzımın ağzına dörtnala koşacağı dar sokakları.)

 

Rüyamda tele takılmış bir çift çorap gibiydik seninle.

( Eşleşemiyorum kendi düşüncelerimde bile benzerliklerimle.)

 

Kül dökülür, ahenk bozulur.

( Sen yere doğru eğildiğinde kanım terk ediyor sanki beni.)

 

Ellerim henüz soğumuş bir cesedin elleri.

( Sen istersen böyle de seversin beni.)

 

İzimi arıyorum, bulanların insanlık namına ilgili numarayla…

( Bizi mi arıyorum? Bulanların uzak durmaları kendileri adına…)

 

İsim koyamam, isim koyarsam öldüğünde üzülürüm.

( Sınır çizemem, bir adım ötede durursan çözülürüm.)

 

Her direniş bir yanık izi.

( Sonu yok geçmişe bilenişin, anlatamıyorum bunu umuma açık alanlarda.)

 

El falımda çizgisizlik çıkmıştı.

( Yol falına bakıyorum, ilk sağdan dönersen eğer, benimsin.)

 

Çok fazla şey vardı göstermek istediğim.

( Ama çok fazla şey gizledim akşam haberlerinden.)

 

Bir kıvrımı var dudaklarının, yüzme bilmesem boğulurdum.

( Ağlarsam yosun en çok tırnaklarıma tutunur.)

 

Kazıyamaz ki insan kahkahasını aniden ağıza kapatılmış avuçlarından.

( Bilsen, her sırıtışımda bir seni seviyorum gizlidir.)

 

Acemileşiyor her kaldırım taşı şehirden bir tank geçerken.

( Yağmalıyor beni haddinden fazla aç bırakılmış fiiller.)

 

Bir ünlem işareti dikiliyor kaşlarımın ortasında.

( Bu güneş sensizken de batardı, o yıllarda bu çok anlamsızdı.)

 

Kimsenin dokunmasını istemediğim eşyalar gibisin.

( Akla ilk gelecek yere saklıyorum seni, kendimden emin.)

 

Bir neştere bakar seni görmeleri.

( Bir testereden yansıyan görüntümüze bakıyorum şimdi.)

 

Yokla var arası bir koku, ne kadar da uçucu.

( Simsiz bir parıldayışın en göz alıcı sahnesini çekiyorsun.)

 

Sigara kokusu sinmemiş kıvrımlarına âşık oluyorum.

( Ne büyük mucize, ne büyük mucize, tutukluk yapıyorum.)

 

Bir korna sesiyle gerçekliğe dönüyor gibi akışkanlığın.

( Biraz pas tutmuş, ama hala kullanılabilir.)

 

Bu heceler başka kelimeleri de oluşturabilirdi.

( Bazen, umulduğu gibi değil, değil ya da sanıldığı gibi.)

 

Parmaksızdır her balığın sevişmesi.

( Ben en kirpiksiz bakışlarını seviyorum senin.)

 

Gölgeler geçmiyor hiç gözlerinden.

( Böylesi bir yalnızlık ancak aşka yakışır.)

 

Uzakta olmak kurulmaması gereken cümleleri kurduracak en sağlam tuzak.

( Uzakta olmak, uzakta olmaktır işte, gereksizce uzatılamayacak.)

ÇAYIRLARDA UÇURTMA UÇURUP BİRBİRİMİZE SÖZLER VERMEKTEN DAHA FAZLASI BU

Bir kış günü patlayan tomurcuktur aşk.

(Rüyalardaki sonsuz beyazlık uykularına ve dalgalarda şıkırdayan çakıl taşlarına hizmet eder.)

 

Kötü olana gözü kör bakıştır uykun.

(İnsanın etine böyle zamanlarda yapışıyor, olduğunuz yerde soğuk bir huzura bağlıyor sizi.)

 

Geceden kalan saçların dalgalanışı.

(Ölürsem diye üzülüyorsunuz, bir gün önce hayatın hiç mi hiç değeri yokken.)

 

Ellerinin cüssesine ihaneti affedildi.

(Ölürsem ve özlemeye devam edersem, geri dönemezsem?)

 

Her pencerenin en kirli camıdır hüzün.

(Ama tüm gazete kâğıtlarında seri katil ilanları, ama tüm sular aslında yosun.)

 

Yoksan var olmamın ne önemi olabilirdi.

(Ayaklarım uçmayı öğrendi seni gördüğüm anda.)

 

Uyumakla uyumamak arasında kalır yatak.

(Duvardan hiçbir gölge geçmez böyle zamanlarda kafa dağıtmak adına.)

 

Gidersin korkusuyla açıklamalar biriktirdim.

(Bilmiyorsun ama ben, ama ben diye başlayan cümleler kuruyordum.)

 

Aynı sokaktan defalarca geçebilirim sana varıyorsa.

(Kendimi geride bıraktığımda iyi bir insan olabiliyorum.)

 

Lütfen bulaştır bana tüm gülümcül anıları.

(Tarihin tekerrür etmeyişiyle övünürüm bu sefer.)

 

Sen istiyorsun diye su bile içebilirim.

(Saçlarımı uzatabilirim, daha çok gülebilirim.)

 

Loş ışıkta tanrıdan çok kendin gibisin.

(Birden boşalıyor gökyüzünden güvercinler ve gezegenler.)

 

Bir filmin en kısa sessizliğisin.

(Geçip giden kibirlerimi izliyorum omzuna yaslanıp.)

 

Talan evlerde yankılanırdı umut.

(Böyle rüzgârlı bir günde birkaç tanrıya inanasım geliyor seni gördükçe.)

 

Seni seviyorum.

(Seni seviyorum, sıkıştıramam bunu.)

 

 

ÖLÜ TAKLİDİ YAPARSAK DOKUNMAZ BİZE MUTSUZLUK

Oralarda birileri var, başka isimlerle çağırılan.

( Daha çok adım vardı bir ara, arındım ama.)

 

Çok yaşlandı ve geceleri ılık süt içer oldu ruhum.

( Biraz daha düşünürsem kendimi imha edeceğim.)

 

Daha çok, daha çok, daha çok da yansıtabilirdin bana beni.

( Kırık aynasısın tavan aralarımın.)

 

Sen orada öylesin.

( Ben burada böyleyim, değişmiyor.)

 

Senin içinde ölmesine rağmen gülümseyebilen tüm ölü kediler gizli.

( Benim için zor oluyor suyu buharlaştırıp tuza ulaşmak.)

 

Çıkardığın sesler yağmurun ne zaman yağacağını gizliyor.

( Yağmursuz da yaşarım ama kulaklarım uğulduyor.)

 

Bugünün ne önemi var, yarınların da katili benim.

( Benim nefes nefese ölebilme şampiyonluklarım var.)

 

Baktığım her şey yabancı.

( Birileri arkamda bıraktığım parmak izlerimi siliyor.)

 

Kirece bula, öyle göm beni.

( Çamaşır suyu sökmez üzerime işlemiş lekeleri.)

 

Kimse kimseye yirmi dört saatlik bir mutluluk vermiyor.

( Kimse kimsenin can simidi değil ki.)

 

Dişlerim kazıklı humma, tırnaklarım kuduz.

( Seninse ıslığın mülteci, gözlerin esir.)

 

Suya dokunuyorsun, kalbim dalgalanıyor.

( Her dişimi sıkışım bir kalp sıkışmasıdır.)

 

Akmıyor dilimin ucuna gelenler istediğim gibi denizlere.

( Bir baraj kuruyorsun içgüdüsel, kuraklığa en çok sebebiyet vereninden.)

 

Herkes aynı hataya düşüyor akşam olunca.

( Güneş doğunca uyanmayalım diyorum içimden, çok utanıyorum.)

 

Ama böyle yaparsam toprak betonlaşır.

( Kök salamazsın, kök salamam; salınamam rüzgârı bol ovalarda.)

 

Hangisiydi en boktan günü saçma sapan ömrümün?

( Bir ambulans sesiyle konuşuyorum, neye geç kaldığımı fısıldıyor.)

 

Her şeyi yarım yamalak anılara tamamlıyorum.

( Geçecek bir gün ama bugün olmadığı kesin.)

 

Neden oyuncağı olsun yaralı fareler kedilerin?

( Ben seni neden sevdim, buna gerçek bir sebep uydurabilir miydim?)

 

Yol ayrımları daha da belirginleşiyor böyle çürük limon havalarda.

( Tüm toplu acıma araçları grevdedir belki.)

 

Hastane kokuları yükseliyor böbreklerimden göğsüme.

( Ağır yaralı bir hastasısın en kalabalık koğuşumun.)

 

Adresimi yüzümden, gölgemi zeminden kazıdım.

( Artık bulamazlar beni.)

ÇOK GEREKSİZ DESENLİ POSTA PULU

Bırak çiçekleri solsun dul kadınların saksılarda.

( Bir pazar kahvaltısının eksiğiydi kızarmış ekmek kokusu.)

 

Bir rüya görüyorum, hiç var olmadığım loş salonların tam da ortasında.

( Anılar güçlü ayılar gibi parçalıyorlarmış beni.)

 

Kendimden başka katilim yok, polislere söyleyin bunu.

( Parmak izim de bulaşmış intikam mektubuma.)

 

Her kaybettiğim insana yerli yersiz üzülüyorum.

( Tam da burada Chopin giriyor devreye.)

 

Sonunu pek kolay tahmin ettiğim filmleri izliyorum.

( Ben demiştim demek için söylediğim çok sözüm varmış.)

 

Tırnaklarım kırılıyor, oysa bir yolculuk beklemiyor beni.

( Bekleyen bir kedi bile yok köşe başında şimdi ayak seslerimi.)

 

Kapı çalıyor, lütfen açmayalım.

( Tanık olmazsa kimse bize, yaşamadık varsayalım.)

 

Sadece sür arabayı, sorgulamayı bırak, buradan bir an önce uzaklaşalım.

( Tırın altına girmeden, köprüden aşağıya düşmeden, bariyerlere bindirmeden, aniden.)

 

Neye üzüldüğümü bile unuttum.

( Hüzün göçmen kuşudur uykusuz adaların.)

 

Neye bağlıydım hiç mi hiç hatırlayamıyorum.

( Bir limanı yok can simitsiz ruh taşımacılığının.)

 

Bana dişimi sıkmayı öğretti yaşadıklarım.

( Ezilen etlerim ve kanayan dilim, bunları ben pek de önemsemedim.)

 

Bir mürekkebin başına buyruk dalgalanmaları gibisin suda.

( Toparlanamaz ki kırık düşler mıknatıslarla.)

 

Sanmıyorum hala benim gibi koktuğunu.

( Ben sana sade adımı bırakmışım, sadece yalnızken anılan.)

 

Ne bir başkası ne de sendin, yalnızlıktı kâbusuma ortak olan.

( Senden bir bardak su istiyorum, gözyaşı sağanağı geliyor tanrıdan.)

 

Geçti dersen inanırım, geçti dersen inandırırım karalamaya çalışanları da durmadan.

( Geçti dersen inanırım, çok geç artık dersen darılırım, inanamam.)

 

Beni en çok sen sevmeliydin, bir başka adı bu tahta yakıştıramam.

( Seni en çok ben sevmeliydim, abartılmış hikayeleri sonuna kadar okuyamam.)

BİR BAŞKA ADI DA OLABİLİRDİ DELİLİĞİN, KULAĞA SEMPATİK GELEN, ÖPÜCÜK GİBİ MESELA

Ben şehrin payıma düşen duvarlarına, talan bir bahçeden bakıyorum.

( Arkanı dön ve kaç, arkanı dön ve kaç çabuk.)

 

Teknoloji ilerledi sevgilim, sararmıyor artık baktığımız fotoğraflar.

( Ama sesini unutturuyordu neredeyse bana hayat.)

 

Dün kar yağdı kazdığım küçük mezarlara.

( Bir penceren vardı, tüm pencerelerin gibi sana ait olduğu için sevdiğim.)

 

Bir havuzu toprakla doldurup çiçeklendirmek de nesi?

( Çok dut dökülüyordu kızım, alerjiktin, arılar geliyordu.)

 

Hiç tomurcuklanır mı ki kalbime gömdüğüm gözyaşım?

( Ben sende biraz sadakat, biraz vicdan yetiştirmek istemiştim.)

 

Kolonyayla silindiğinde çıkabilen kalemlerle yazılmış tahtalara bu aşk.

( İnanamıyorum, bir iz bırakamadığıma inanamıyorum kendi hayatım dışında.)

 

Bir lanet bulaşıyor hangi güne uyansam.

( Güneş solar, kar erir, yağmur diner, sen gidersin.)

 

Bana kin bulaştı kan bulaşacağı yerde bu cinayetten.

( Bıyıkları yanık kediler gibi bakıyorum gözlerine, anla beni.)

 

Ani ölümlerden korkar oldum ölümsüzlük ilan edildiğinde.

( Şüpheleniyorum yanlış zamanın oksijenini tükettiğimden.)

 

Sayılı günü çabuk geçmez restorasyona meyilli sevgilerin.

( Ne durduğum yerde kireçlenebildim ne paslanabildim ne de ölebildim.)

 

Mutluluğu geçicidir küçük şeylerle ümitlenebilenlerin.

( Umuttu baş düşmanı ana karakteri olduğum hikâyenin.)

 

Dikkatim dağılıyor, tökezliyorum anılar koridorlarında.

( Nereden koydun o sivri köşeli komodini oraya?) 

 

 

Bakma öyle yüzüme, ölemiyorum.

( Birisi bakarken yazamıyorum, birisi bakarken kaçamıyorum, birisi bakarken unutamıyorum.)

MUSLUK TAMİR EDEBİLEN BİR KADINIM, BANA SEVİLMEK YAKIŞMAZ

Kavga etmekten çekinmez sokak köpekleri

( Birbirimizi koklayarak anlayamıyoruz ki niyetimizi.)

 

Çok çabuk dağılıyor tutunduğum doğrular.

( Ne bu saçlar uzar ne bu şehir yıkılır.)

 

Tüm insanlık ölse de balinalar filan yaşasa dedim.

( Ne gülüyorsunuz, ciddiyim.)

 

Ivır zıvırla geçirilmiş günlerimiz hesap sorarlar şimdi.

( Pişmanlık eksik cümlelerimizin içerisinde.)

 

Penguen olsak daha mı mutlu olurduk dersin?

( Dökme fincanın dibindeki kahveyi, içiyorum.)

 

Üzerime geliyor kaçmaya çalıştıklarım.

( Unutmak diye bir şey yok, olamaz, sanmıyorum.)

 

Garip şarkılar var hep benzer mekânlarda çalınan.

( Bugün cumartesi, biraz daha uyuyalım, aldırmayalım.)

 

Bir gün bir şarkıya eşlik ettiğini görmedim.

( Her halini bilmemle övünürdüm oysa.)

 

Gürültülü arabalar geçiyor dar sokaklardan.

( Bunun adı yankı, hayatımızı çalkalayan.)

 

Ağzımda pas tadı bıraktı şarabın abartılmış tarafları.

( Kadehi devir, tekerrür etsin anılar.)

 

Tüm inşa ettiklerimi yıkıyorlar.

( Acımıyor artık emek harcanmış şeylere insanlar.)

 

Düşüncelerimi derimin altında gizleyemez oldum.

( Her yerimde tomurcuklanıyor yaralar.)

 

Mutsuz olsam işaret beklerdim bir intiharın startı için.

( Mutlu da değilim ama idare edebiliyorum gündelik koşularla.)

 

Bu koşullarda daha fazla duramam burada.

( Ölmüyor erken ölmesi gereken kişiler.)

 

Havai fişeklerinle göz yormaktan başka işe yaramıyorsun.

( Güzel tüylü erkek kuşlar gibisin, dişisini etkilemeye çalışan.)

 

Bir zavallının söyleyemediklerinde buldum seni.

( Her elemede aynı role güvenen figüransın.)

 

Rüyalarım var, tahtından indiremediğim seni.

( Oysa aşıktım ben, seviyordum seni; bilmediğinden bunu hastalık sandın.)

 

Pazara gidelim, bir tavuk alalım.

( Bir tavuk alıp anılar ambarına salalım.)

 

Yüzyılın tüketicisi ünvanı bu sene sana geliyor.

( Alkışlar hak etmediği sevgilerin kemiklerini sıyıranlar için.)

 

Bir dakikalık saygı duruşunu hak ediyordu bu ilişki.

( Ama sen zaman kaybetmemekte ısrarcı ve yalancıydın.)

 

Ayıp olur söyleyeceklerim, o yüzden susuyorum.

( İnan bana deniyorum, beceriyorum da; galiba.)