Kimleri affettiğimizi hatırla uzun yolların sarsıntılı uyanışlarında.
(Hatırlamak ve unutmak için harcanan çabaya sarıl, solu onu.)
Pişen bir şeylerin buharından hatırlayacağız kendimizi.
(Ellerin de riyakâr, bulaşıyor isli parmak izlerin huzuruma.)
Sen de üşü diye konuşuyorum, durmadan.
(Durursam ölmüşlüğüm yerleşecek hatırıma.)
Bir ıslaklığa oturmuşum gibi, kalkıp gitmek istiyorum senden.
(Tüm bu olanlar yetmezmiş gibi âşık olmak lüksüne erişiyorum.)
Gülümsüyorlar, oysa ağzımı açarsam görürler seni.
(Susuyorum, bozulmamalı yağmur ardına verdiğimiz sözlerimiz.)
Ama senin tenin de yalan.
(Anlıyorum gittiğini bana bıraktığın ağrıdan.)
Kalın kapaklarında biriken tozdan okudum seni.
(Kendini ele veren kâbuslarından doğdun martın bozuk bir gecesi.)
Kinimiz geçmedi, gittik, ölü hislerin evlerini yağmaladık
(Aşka yakalanmaktan kaçıyordun, seni gölgenden yakaladım.)
Bir tramvayla bölünür kavgaları tüm o bencil çocukların.
(Beni düşürmüştün bir gece ve başka ülkelere sıçradı yalnızlığın.)
Biliyorduk, bu yalnızca benim başıma gelirdi ve en ölümcülü aşktı.
(Serçe ellerin sekerken tenimde, ölelim istedim, kırılmadan önce.)
Kızıl çalılar, kırık atlar, yoksul papatyalar sardı etrafımızı.
(En uzakta, gizlenirdi hep yalnızlar kendi buruk kabuklarına.)
Kokumu bir başucu fotoğrafına gizledim.
(Beni özleyeceksin, hiç erişemeyecek gibi.)
Kurur içinden içinden o kırgınlar mayıs öncesi.
(Kimsenin bir şarkı kadar uzun ömürlü olamadı tek bir hecesi.)
Kendimizi külle eskittik, rüzgârlardan kalbimizi esirgedik.
(Kalk bana çürük taç yaprakları topla, yas tutmayı beceremedik.)
Ben de bir mevsimim, sadece yok bir adım.
(Bir gece yanlış bir ismimi sayıklıyordun, seni oradan tanıdım.)
Kırıktır onun dileklerinin mumları, devrileceğini biliyor.
(Yalnız sana sustum, senin ellerinde sırlarım, bileklerin çürüyor.)