Yankılı kahkahasıyım kâbusların.
(Bugün Perşembe, hava biraz bulutlu, saatler geçimsiz.)
Daha çok üzülürsünüz, gereksiz sevişmişlikleriniz yüzünden.
(Tarihin tekerrürü bu, aslında aynı boku 18 iken de yemiştiniz.)
Bazı günler kanalizasyona karışıyor uykularım.
(Yoğun likittir gözyaşları sıçanların.)
Renklerini kaybetmiş ihtiyarlara saygı kuşağında bu hafta naftalin konuğumuz olacak.
(Hatıraları zehirli ölümlüler tanrılık yarışında ağır bir yenilgi aldı.)
Senin balonun uçamaz çocuk, hayal gücü zayıf yalanların.
(O ağaca çıkamayacaksın, o topa vuramayacaksın diğerleri gibi.)
Bana yazılmış şiirler de vardı ama bilemiyorum kaç asırlıktı.
(Kimsenin beni sevdiğine inanamadım, senin yüzünden belli ki.)
Tel zımba tutturmaz saman kâğıt aşklarımızı birbirine.
(Yalan yağların suyumun üzerinde yüzüyor, karış yalvarırım bana.)
Sen bir perişansın yoğun otobüs güzergâhlarında ısınmayı deneyen.
(Hepimize yutturduğun aynı hapmış; bebe aspirininden bozma.)
Bol kahve lekeli koltuk beni kucakladı.
(Seni özledim dedi, diğerleri senin gibi değildi.)
Rüyalarımda inandırıyorum kendimi beni sevdiğine.
(Koltuk da bunu onayladı, olsam olsam rüyayım şartlandırdığın kendini dedi.)
Çekmecesizlik karmaşasına denk hayatlarımız.
(Ütüsünü bozuyorsun karmaşık kadınlarını üzerime yıkarak sevdamın.)
Oysa iyi insanlarız, çevremiz kötü.
(Bir dağ başı bile kopartamaz bizi pisliğimizden.)
Önce yumurtaya sonra yalana buladın beni.
(Lezzetsizim, içime sevgini katmadın.)
Köşesiz konuşmalarımızda hep bir yalan korkusu.
(Korkuyorum daha fazla sevgi beslersem eritirim kalıbımı diye.)
Ben küçük bir kadınım içine girdiği adamın şeklini alan.
(Kimilerine göre karaktersizlik, kimilerine göre uyumdur bu dediğim.)
Kat izi bıraktı sevdan atardamarlarımda.
(Bazen kalbim tekliyor, kusuyorum; geçiyor.)
Yapay olmayı beceremeyen bir robottum gençken.
(Düşündüm de beni sevmen için hiç çabalamadım.)
Bir gülüşün vardı öpüşüne ağabeylik eden.
(Duldur şimdi penceremdeki tüm çilek çiçekleri.)
Keser atarım gerekirse paslı teneke ümitlerimi.
(Her bıçak yine bana saplanıyor.)
Yatağında uzun koyu saçlar, yastığında anlamsız tuz gölleri.
(Bugün bir adam gördüm sana yine hiç mi hiç benzemeyen.)
Yirmi sekiz dişimi gösterecek kadar büyük güldüm.
(Kırmızı ruju yakıştırmazdın sen bana, şimdi hatırladım.)
İçimde kalırdı söylemeseydim.
(Bir itiraf saati yaşacağız seninle, gecelerimizi karartacak cinsten.)
Hesabını sormayacağım, yorulmayacağım, alışacağım.
(Yine seni seviyor olmanın alışkanlığıyla uyuyacağım, bol rüyalı.)
Kim ihtimal verirdi böylesi cümlelere, hele ki sen, hele ki ben; öyleyken…
(Böyle.)