Öyle bir hale geldi ki içim, yazsam da susmaz artık.
Gece mavisi dişlerini söküyorum, hayır onlar senin dikişlerin aptal.
Bu da öpmeyi unuttuğun boynum, bir neşterle yokluğun yüzüme vurulmuş.
Bu da bir dilek havuzu değil aslında, seni dilemekten çekinmiyorum oysa.
Kilitli kilisede ne düşündüysem, eski oda şurada mıydı yoksa burada mıydı aklıma gelmiyor.
Mumların bedeli yok, bazı susmuşlukların da günsüzlüğü gibi.
Kibir, yatağın altında gizlediğim bir canavar.
Bu sokağı bir başkası da seviyor.
Bazen sevgilerde çok yalnızım.
Bazen çok yalnızım, kendi elimi tutuyorum.
Öyle yol kenarında kendi kafasında salınan gelincikler gibi.
Bir şey gibi bu şeyler hep, ne olduklarını tam çıkartamıyorum.
İnsan bazen hangi sahnede ağlayacağına karar veremiyor.
Bir de bakıyorsun yazılar akmaya başlıyor.
Aklımdan geçenleri mektuplara da öylece dökemedim, annem temizlik hastası.
Çiçekler çoğaldı ve kediler gitti.
Mimoza, sen nasıl da kendine has bir gezengensin vazoda.
Dirsekleri birbirine değmeyen yürüyüşlerde…
Daha çok sigara içtim göğsüm ağrıyor diye.
Saçlarımı ve tırnaklarımı uzattım kimseye çaktırmadan.
Başka birine dönüştüm, kaygısını kendisine oyuncak etmiş.
Yetmiş yaşıma kadar yaşar mıyım acaba diye düşündüm.
O koltuğu iyi ki yok etmişler, arkasında ağlıyordum.
Bu koltuğu niye yok etmiyorlar, buna biraz hatıran sinmiş.
Gitmiş, odadaki izlerini silmiş, kızamadım.
Bizim bir şarkımız yok, onun yerine kolların var senin.
Ben seni bir mevsime ekiyorum, belki filizlenirsin.
Bazen suyunu çok kaçırıyorum.
Elim çok ayarsız, ama sana dozunda dokunurdum.
Sustum. Buna kendim bile inanamıyorum.
Kendi çiçeğinin ağırlığını taşıyamayan bitkiler gibi…
Başka bir güne de günaydınsız başlayacağımı anladım.
Tekrarında bile gözden kaçırdığım ne çok detay, kaçırdım bak yine.
Onca kapak, ya çok içmişim ya da sen gelmeyi unutmuşsun.
Sonraları bakacağım bir manzaranın önünden defalarca geçtim.
Sisli, eskiden de soğuktu.
Belki bize başka bir mevsim ayarlıyordur şef, daha güzel gülebilmemiz için.
Biri vardı, ben senin elini tutamam, git istersen demişti.
Bakınıyorum çekmecelere, üzüntüden başka his kalmamış.
Oturdum badem ezmesi yedim, günlerce.
Simit yedim biraz, mektuba bahane olur belki diye.
Soluma yatardım, uyku çökerdi.
Sağımda sen konuşurmuşsun, ben senin yalancınım.
Sağ kulağım sana kırıldı, bana küstü.
Kalbim sana kırıldı, herkese küstü.
Umudum da kırıldı; umut dedikçe sen, ağzını kırasım geliyor.
İnsan dün öpmek istediğini bugün nasıl da kafasında katlediyor.
Bugün sonuçsuz çarşamba.
Yarın perdesi aralık bir perşembe olur belki.
Cuma gelince seni daha çok düşünürüm.
Sabah uyanıp anneme sarılırım.
Gözlerim şişer, şişeler eksilir.
Belki aşklar çok eskimiştir.
Eskiler alıyor eskiciler.
Bir yoğurtçu geçerdi buralardan, belki bilirsin.
Kesin bilirsin, buralar senin de memleketin.
Kesin! Gerildim.
Gelirdim ama başım ağrıyor.
Ağrım çoğalıyor, çabalarım dağılıyor.
Gün sayıyordum, burkuldum.
Sana bir şeyler demeyi planlıyordum, şimdi hepsini unuttum.
Geç otur istediğin yere, kahvene süt ister misin?
Ağzının köşesinde biraz git kalmış.
Susmak istersen anlarım.
Anlarım ve ağlarım.
Ağlarsam soldan ikinci kapıdan çıkıp gidersin.
Kendine kırılmış bir kadını dinlemek istemez kimse.
Kimse kim işte, neyse; her neyse.
Öyle bir hale geldi ki içim, yazsam da susmaz artık.
İçimdeki yerini kadife kapladım, bordo.
Bir daha dene istersen.
İstersen, isterim.
İstiyorum istemeni bazen.
Bazen kâğıda ellerimi kusuyorum.
Sonra bakıyorum, zaman geçmiş oluyor.
Zaman geçmiş oluyor, beklentilerimi es geçip gitmiş.
Bitmiş işte.
Öylece bitmiş.